Image Hosted by ImageShack.us
------ Kör/ebeyim Suçüstü Yumdum G/özümü ------
17/2/2008

kimsesizim …

ve düşünce /siz…


 

Üşüten bir mum alevi gece…

 Daha sabaha kaç karanlık eklemeli ey adı yar olan ?

 

 

Afedersiniz... Adınız aşk diye sevmiştim.

Düşüşümü bilin diye gözlerinizin önünde yığıldım, 

- ‘topla kendini , kan görmeden aşk olmaz ’ – dediniz.

 Peki tutup yüreğimin mahrem köşelerinden, kalkmayı öğretecek yar değil miydi isminiz?
Afedersiniz, ne de düşüncesizim, çünkü düşünce/sizdim…

 

 

Dört duvar derisi kavlamış dehlizlere (s)açılan rutubetli hüznün kapı ardında küçük kız…

Islayıp serçe parmağını topluyorken içlenmelerini ,
örüklü dilinin kurdelaları hiç boylanamayacağım paltonuzun iç cebinde mi gizli?
Lütfen pişirin içimde çöreklenen bu çare/sizliği, sizi taşıyorum!
Ağzı gevşemiş bir mahfi keseyken yürek, susuşunuz kadar çığırtkan, yalnızlık boyu  hafakan,
söz gümüşü lutledin gözlerime inen geceye.

 

 

 

Kördüm… Ve gördüm.

 Ağlak mevsimlerin ısladığı eğreti taşlık manastırın kıyısına çıkartıp asmışsınız içinizden arta kalanları. 
Kendimi t/uzağınızda buldum.
Uzansam edebi uykulu bir düş(üş) ardınız.
Ardıma yürütsem hıçkırıkları, size sırt çevirmek her adımda çift çelme.
Hem ne çok sakarım bilirsiniz, sizi de yanlışlıkla sevmiştim!

 

 

kör/ebeyim suçüstü yumdum gözümü…

 

 

Size yazmak mecazi fıtratların asil debdebesiydi, üzgünüm, özendim.

Uzun zamandı…

Yol iz yoktu. O zamanlar aşındı gönlümün felahının eşiği.
Gözlerinizin önüne döktüm tüm sağırlığınızı.
Kanım akmazdı , uğultum kesse nefesimin şakağını.
Özledim de… Gel(me)diniz.

Peki ya, saçımdan topuğuma yoklayan ölüm siz değil miydiniz ?

 

 

 

Afedersiniz…

Ben sizi üşüyorum. Elleriniz cebinizde ya hani, merakındayım, siz,  rüzgarın yari misiniz?

Gözlerimi bağladı ne çok tebdil-i suretiniz.

Evvel solumdan geçmişsiniz, el yordamıyla seçilmiyor ki aşk, bilesiniz..

 

Gittiniz sonra… Ve lakin '‘özleyerek dönmek için’’ dediniz.

 G/özlediniz ne çok, gel(e)mediniz..

Siz en çok (t)uzaktan (g)özlemeyi mi bilirsiniz?

 

 

Yine aşka bağlanmak üzre dilimi çözün!

Heveslerimden tutun kaldırın beni, nasıl olsa düşünce/sizim…

Düşümce siz.

Ah efendim bir bilseniz, içimde ne çok değer/sizsiniz!

 

 

 

Yağmur bahane, melekler sizin nazarınıza malik olmaya iniyor kente.

 Üsküdar’ın endamı kime sanıyorsunuz?
Baksanıza, aşkın çekincesinden peçesini iğneliyor Beykoz,
denizdeki aynalara göz süzerken siz.
Sözlerimi dize getirin , dergahınızda daim aşka talibim.
Defettim bariz isyanlarımı , dilimi üfledim de eşiğinize geldim.
Ben ki na-reften sürülen pejmurde bir derviş, aşk adına yolu geceye vurdum.
Gece ki öz aşkın döşeğinde inzivada...
Tesbih tesbih çekiliyoruz aşk/la, otuzüç boncukta bir eksiksiniz!

 

 

 

Yan/sızım…

Heybemde kaybedeceğim hiç birşey’sizliğimle  , çıplak ayak dolanıyorum  mikâtınızda.

Ele verdim kendimi , ele vermeyin beni!
Gidecek yanım çok ancak, gözlerime Yusuf ‘un rayihasıyla gömlek sürenim  yok!
Yok mu ensar bir yürek?
Hayli kalabalık çaresizliğim, oysa bilin ki ezelinden mahzun bir muhacir(d)im.
 
sağım..
 
 solum..
 
 önüm..
 
 ardım.. aşk!

 

 

 Yaradan’a işittirdim , kapıyı açın!

Aşkın vahyinde hicretinize geldim…

 
 
 
edebi fikir // şubat
Züleyha Çay
 
 
 
 
 
dinlemek için lütfen
http://uploaded.to/?id=h7emag

-- Yazan: denizkızı | Yorum (8) | iz bırakın | Bağlantı

------ iki T ------
11/1/2008

 

                                          “Ölümlerden ölüm beğen benim için;

                                                        sana en fiyakalı yenilgimi sakladım”

 

 

Gece soğuk

Hüzün karası her yan,

Sadece iki kişiyi üşüten rüzgarlar icat etmiş üçüncü kişiler

ve bir kuş, minicik elleri ile camı tıklıyor

Pencere kenarında üşüyenlerin en güzeli

“Al beni”, “al içeri” diyor.

 

Üzerimde bir Alihanlık hali,

Küçüğüm

Bir sincap kadar küçük…

 

Bu deniz köpürdü de duruldu şimdi,

Rıhtımı döven her dalga giderken ruhumu da götürüyor,

İşte bu şarkı, işte şu kulağımızda çınlayan

“Yağmur toprağa düşer…”

 

Ben hiç mutlu olunca şiir yazmadım ki,

Taşlar yazdı ne yazdıysa

Şimdi bu sevdalı başı kabul edecek kaç yastık var ki?

 

Zümrüd-ü anka kuşu giderken kafdağına

İki masal düşürmüş ardına,

Biri sana, biri bana.

 

Bir gözyaşı kaç yüzgörümlüğü eder?

Sen gülümsemeyince,

İnce ince kar yağar bu şehre…

 

Bir palmiye altında gölgelenecek kadar

Kentimden uzaktayım

Kendimden demedim farkındaysan,

Bir harf değil fark

Bir can artı iki nokta

Bir yer ayırt bana eyüp, mezarlık yokuşunda

Geleceğim.

 

Salacakta kalbim denize düştü

Bu kaçıncı şemsiye açmayışın yağmurda,

Kız kulesi de üşür mü? deme,

Ya sen olmayınca…

 

O yoldan her gün iki kez geçeceğim

Her adımda şükrümü tazeleyeceğim,

Mor bir bakıştayım muttasıl,

Sana melekleri kızdırmadan geleceğim,

 

Bu aralar çok “tuhaf”ım sorma

Deli deseler de adıma,

İçim kıpır kıpır umrumda mı dünya

“Tevafuk” işte hadi yine aynı anda;

“Seni Seviyorum”

 

SAİD ERCAN

 
 
 
dinlemek için;

http://uploaded.to/?id=xxzqv3


-- Yazan: denizkızı | Yorum (5) | iz bırakın | Bağlantı

------ Yanakların Üşümesin Diye Mi Ağladın Efsa' ? ------
26/12/2007

geceydi… bir düşe düşmek bu kadar mı zor efsa’ ,

ve bir ölüm bu kadar mı düş?

 

Nakarat  nakarat yalnızlığımdan seni besteledim, ah bu tını beni öldürmüyor da efsa’!

İstanbul’dan önce ben ağladım sabahında… Sözlerim kan çanağı, hüznüme ekmek doğrama! Dün gece üşüdüm de çok, kuşlar mı söyledi efsa’? Kalbimiz vardı evet titreyince bil(diril)dik… Sızlanmak de neymiş, eyvah eyvah öldük mü yoksa? Topuğumuzdan çekilen narin can değil de ne? Seni yaşatmak için çareyse, biz mi ölseydik? Söyle, neye yarardı ki, son soluğunu yutmuşa? Bir can kaç soluk ederdi gözlerimizin yamasına? Soldu dilimin gülü efsa'.  Su; bir kursak geçimi su, acı(mı)  yedirildik!

 

 

 

Bir mum yaktım geceye… Üfle(me)!

Hişşş…  sen ses etme ,  melekler sus kesiliyor iki dudak arası emrine. İncinmesin gönlünün nazı, ben yüzdürürüm kağıt gemileri bileklerinde. Bir sarışın geceydi ağlay(t)ışların, esmer kaldı göğ(s)ümde…

Ve efsa…

Ve masum …

Ve ahh…

Saçların niçin vardı ki senin  ve gözlerin! Kimseler bilsin işte, senle diye ölümü de özlerim! Eyy  seni, en seni ben de sevdim. Bir tebâreke saldım ardına, işittin mi huri güzelim? Ah efsa ahh… Şimdi uzanmışsın boylu boyunca bir mezar taşı keyfinde misin..?

Özlemek de var mı cennette, öyleyse en çok beni……………….

 

 

Sus/tum…  Bildi ki arz niçin susulacaklar.  Adınla gelen baş göz üstüne efsa’,  yok mu o diyardan bir haber yangın sineye? Eyvallah olsun kahrına, narına, sitemine. Dudak bükersem Azrail’e hak ola(yd)ım senden önce!  Bir mum, bir de su, dile gel hangisine meyledeyim?  Önce yak , önce ver ateşe külümü, ki hiçliğim bileyim. Allah’tan korktum efsa’,  adında! Adımla korkma , yol dediğin eni boyu sen. Sen ki; hasret, sen ki; vuslata kasem! Doldurma çilemi efsa’, hükmündeysem.

  

 

 

Ört üstünü hadi, üşüyecek rahmindeki…

 

Tek kişilik masalarda bizden öteye kurul. Az beni dinlen, Firdevs yamacında yorulmadın mı zevkten? Bil ki burada iki adımda bir sen,  on üç adım dört duvar mahsen! Son göçün müydü ki efsa’ yetişemedik kanadına! Pencerelerini sıkı kapama gök kubbenin, fısıltın varmıyor kıyılarıma.  Seni hala seviyorsam yaşamadığımdandır efsa’. Bilirim ki sen haz etmezsin dirilerden, bu yüzden efsa’,  işte bu yüzden önce öldüm! Seni seçtiler , çünkü sen kuldan da  öteydin. ‘Sen biraz az bekle’ dedin, az/dım en çok bekledim . Bir kelam et efsa’ önümdekilere, çıktı canım beklemeden geçeyim!

  

 

Ve efsa’ ve mum ve kevser suyu gözlerin. Söyle hangi peygamber duasısın sen ? Kimler azarladı seni uykunda? Sabahına ağlama efsa’, melekler içleniyor.

  

 

 

Bildi(rildi)m şimdi efsa, aşk değiyor ömre sadece, el/değmiyor!

Seni gönle kondurana kurban olayım ki üç yeminin sonunda da sen! Ve aşktan gelmesin ki üç kitabın izninde esamen! Ahh bu kadar aşk olmayasıca..Merhametsiz değildi  billur suretine nazar eden ilk melek… Seni benden çok sevdi !

 

 

 

Olmuyor efsa’ olmuyor,  sana ten boyu dokunulmuyor! Kefeni libasın öylesi hoş durmuş ki çocuksu endamında… Bari ekşit suratını, yine takılmasın ölümün hevesi suretine...Sahi, gözlerinin değdiği yerde görünmeyen mi var ki dalgınsın pencere kenarında… Gözlerime saçlarını sür efsa’, bakıpta gör(e)miyorum! Sesleri geliyor oysa… Üç melek efsa’; su, sürme, ölüm kundağı… Elalığını sürülen sonsuzluk mu ki baktıkça d/üşüyorum. Topuğuna adımı yazdım, sağlam bas yere! Sığıntınım kucağında, eteğinle dualar mısın sabiliğimi efsa’?

Hani öldüm desem… Hani özledim de bil… Salınsa sesim gecene annen’ce, gel(e)mez misin?

 

 

Üç güne kadarmış hasret efsa’m üç gün kadar............

az biraz bekle... eşikte cana sulanan melek  değil mi, kıyamet dediğin?

 

Hadi! Ayart Azrail’i seni özledim!

 

 

 

züleyha çay      //     bir ^^denizkızı^^


-- Yazan: denizkızı | Yorum (4) | iz bırakın | Bağlantı

------ yastığını düzelt Henna' ,başın yalnızlığa düşmesin... ------
12/10/2007

yıkık kentlerin hayalleri devrik olur henna’..

al bu düş’ü gecenin bağrından as !

Üstü kapaklı bir cinayet olsun bizimkisi, giz karası öznelerin neşvesiyle yad edilmeli şanın..

yeni bir cümlede dirilmenin adıyla; hudâ’nın, leylü nehârın, ve  ayn’nın hatrına,  aşk-u libasını  yırt kefeninden!

 

 

 

Kubur civarı gelenler var isra’na doğru…

 

Çığırtkan uğrak efkarların fuhşunda, aklımı örtüne bürüdüm .. yastığımın sağ ucunda , ucu ucuna gelmeyen iki bulanık haki nehir gözlerin, b/aktıkça boğuluyorum henna’ !

 

 

Ah ömrümün başını yiyenim, ah mütemadi isyanım..

size secdegâhımdan yatacak yerim yok yarın! Anne, anne beni keşke doğurma! Güneşin ne haddine ki , billur suretinle aşık atmakta henna’. Bana doğduğuna bed nazar eyleme.. Seni sevecek kadar sana kıyamayışımdan bu kinim. Hıncımın köküne kibrit çak ! Ya ölüm kadar susma, ya da ölümüne sus(a) henna’! Gecelerimi ağladığını duyurtma nolursun.. yapma henna’! topla dem’ini,  kapa perde aralığını, sokağa taşıyor atf-ı beyan’nın.. onlar bilmez , içimde beş paradan kıymetli ah’ın!

 

 

 

Kirpiğin yaslı, yine beni mi ağladın?

Bana değmez henna’, bana değmezken ağla. Gözünden düşen ıslaklığın iştialime dalaşıyor.. Edebi yok bu hüznün, arsız ayağıma dolaşıyor.. Var git , h/içimi didikleme henna’! benden sana yaş çıkmaz sitem etme, için için içime çiselenenken sen.. çek sularını uykularımın çetrefilli sapalarından! böylesi katlin neresi mübah henna ‘ , sebep olduğun sabi’yi  boğuyorsun!

Hadi, kurtar meftununu c/isminden!

 

 

 

Hıfzımdasın daim, göz kapandığında ezberden  değiyorsun rüzgâra. Alnımın çatısına çarpıyor nefesin, ah bu nasıl kasırgadır henna’, savur beni senden yana, senin aksâ’na…

Çıkar/sızım, beni kendime ibtila kılma.. adım başı hakkı, beşâret tütsüsü gezdirilen gecelerime aittir berî isyanın , iğfal edilemez ifrîtlerce, haşiye düş şehr-i yar’in kıyımına.. benim suçumsun,  alınmasın kimse üstüne.. Sana ç/ağlamalarımdan bu yana , yalnızlığımın namusuna göz dikti aşk!

aklımın noksanını ar’la henna’..

 

 

 

Bir elimde nar, öte avuçta sözlerin.. Dile yanmak aşka körük, tut günahımı çıkar cehenneminden…

Yatıştım, aslımı tutuşturan kuru bir alevim , topla nefesini benden.. Usul naralarınla kaldırımlarımdan kaldır ayyaş cüsseni henna’ , seni görürse annem beni doğurmayacak ! Ya da beni geçir yüzüne..  öylesi masum bak işte İstanbul’un çehresine, ölesi sen bak ! bir bankta az otur sonra, çok ağla.. bir durak da bekle seni. olmadı, her seferinde aynı soruyu sor kaptana!
 - müsait bir aşk ta inebilir miyim? ........... -
 burası dönüş yolu kardeşim .. ….
dur ve düşün.. düş’ünde düşün.. sabaha varmadan az biraz çıldır geceye.. ‘peki kim beni yolumdan döndüren’ de,  seni sobele!

suçluluğundan güçlü ol hadi, yakışır sana!

 

 

 

Aşka na-şinas olan ne bilsin söz hakkı nedir.. Sen üstüne alınma ..

ne zaman çullansa enseme pıhtın , hacamat ediyor zebaniyeler kuytumdaki birikmişliğini. sağ elini koy yanağıma, saçlarını ayıkla tellerimden, sen uyu henna'.. ne de çok benziyorsun gilman’a..
Ben düş başı beklerim..
yastığını düzelt henna’,  başın yalnızlığa düşmesin..
Bas dizini bağrına , az biraz sancın geçsin.. avuçlarının ötesindeki boşluğun omzuna elini at.. sen beni hiç bilme  özlersin, ben soluğumun ağzını avucumla tembihlerim..

 

 

 
Geceden geçen yol sana mı çıkmaz?
 

Öyleyse dilince aminle aşkı, baksana melekler dualarca hamağını sallıyor yazgımızın.. sendele ve düş yamacıma! Ah ne çok yanmışsın  henna’, en çok yandığımmışsın!

Topla perçemini, gece terledi…

 

 
 
Mütevazı bir çıldırış sureti sarsan.. kıyısına deliğimi vurduğum denizleri azdıracak cinsten hani. fazla değil, birkaç ölümlük kadarsın bende.. ölme diye seni diri diri toprağa gömüyorum henna’! Seni sevmeye ölüyorum! Hiçliğimin zekatı olsun gözlerinin kırkta biri.

 

 

 

İçinden çıkılmıyor.. benim neyim’im henna’?

 Uykularımın örtüsünün sıyrıldığı utangaç bir geceden düştün tenimin ayazına. bu kış çetin geçecek belli, dilim bulutsuz, yağamıyorum da  çise çise utangaçlığımın dimağına.
Al bu ürkekliğimi , kınalı güvencinlerin ayağına ip yap, sal Sancılanya’ya  …

 

 

 

Bana yine bir masal anlat, senden başlayan..

hiç/bilmediğim dillerde yaz sonunu, bildiğime öykünmek zor be henna’. kolayına kaç , hadi beni sevme yine! Buyur, haklı bul kendini içimde bir yerlerde. Âgâhım nicedir , yüreğimin kandillerini yak! ordaysan tut saçımı çek, ki yaşıyor muyum.
 - canım acımadı henna’..! - 
al beni sil baştan sev! Ölmezse canım, ölüyümdür!

Yine seni sevmek için, gerdanıma akışına bedel, tut canımı çıkar henna’ !

 

 

 
Aşka son bir söz, ölüme önsöz..
 

Allah’a ısmarladım seni henna’,

Allah’a ısmarlanma! 

 

 ( seni öle öle özledim, sakın gelme)

 
 

 

züleyha çay  //  ^^denizkızı^^

 

 

 


-- Yazan: denizkızı | Yorum (6) | iz bırakın | Bağlantı

------ SARAYDAN ZİNDANA MEKTUP VAR ! III ( ya hun! ) ------
21/9/2007

 

ve yeniden aşk/la!

 

bir nesir daha eklensin Kenan ilinin zulmeti nikab bilmiş gecelerine!

Ya hun!
Ak’a hiç leke düşürmemekti masumluk .. biz Havva’dan bu yana masum değiliz! Bürü üstüne toprağı Adem , aşk çıplak!


İbtilayken g/özün en hüsna nisalara, görmedin(mi), duymadın (mı) firdevs de adı Rahman’a aşk yazılanı, aşk ne ola ki bilmedin madem, şimdi tekrarla hadi;
‘’ eşhedü , aşk ziyan(ın) ! ‘’
teşvik ettik seni defahatle tövbe ağacından rızıklanmaya, ikramımıza red buyurdu enaniyetin. Bildik ki sen niyetliymişsin cennetten sürülmeye.. öyleyse ‘ hoş geldin kabil ’ kardeş canı dökmeye!


Görücüye çıkardık da dilimizi beğenmedin, oysa haklıydık terazinin öte kefesine kurulan sen olunca! Biz aşka hiç şirk koşmadık Yusuf! çıldırarak kıskan , biz kadar kıymetli değil işte kurban ettiğin!
Kuyumu kazarken tırnağıma bulaşan necistin, özür saydım, abdest bozacak kadar bile değilsin!


Uyan Yusuf , vakti değil kaylulelerin!
Kalk ve hükmet geçmiş gelecek isyanıma, ben ki rüzgarın öz kızıyım, güzüme erişemezsin! Titremiyor kirpiğim kasırga niyetine çeyrek solukla üflenen nefesinden.. kaybedeceğim yokluklardan yana asiyken benlik, işittim ki kalemin karşısına başın doğrultup dikilmişsin. Sür saltanatını Yusuf, şanı imtihan olanın sol kesesine mahfi gizler iliştirirken sahibi, haddimi bildim! Seni sana tükürmem ki sen senden razı değilsin!
Otur yamacıma hadi, dilini keselim…


Bak!
Nasibinden nasılda siliniyor uluorta kitabetin.. bilirim bu yüzden hayali halavetine sus eledin. Geceye neşter kesikleri atacak kadar konuş yusuf! siretinin kuyu karanlığı cenin soğukluğunda boşluk, ne ele geliyorsun ne de yaralayıcısın artık! Yalancı zaferlerin beşiğini salla şimdi kıyamet ninnileriyle, altına kaçırdı aldanışların!


Kahretsin, değersin!

Ar et Yusuf , bizi her gece vicdanınla aldatışından!
Sıklaştı (mı) sancıların!? aslını doğuracaksın.. ezanını okumak bana hak kul/ağına!
Ve adın
hiç/bilmeyeceksin!


(adres yazmıyordu mektubun sol yanında..
bu kadar alınma günahına harfleri, kendini ele veriyorsun)


 

 

 


geceydi eylül..

züleyha çay   //   ^^denizkızı^^

 


-- Yazan: denizkızı | Yorum (6) | iz bırakın | Bağlantı


<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->


kim/lik/siz

DEHLİZLER