kimsesizim …
ve düşünce /siz…

Üşüten bir mum alevi gece…
Afedersiniz... Adınız aşk diye sevmiştim.
- ‘topla kendini , kan görmeden aşk olmaz ’ – dediniz.
Dört duvar derisi kavlamış dehlizlere (s)açılan rutubetli hüznün kapı ardında küçük kız…
Kördüm… Ve gördüm.
kör/ebeyim suçüstü yumdum gözümü…
Size yazmak mecazi fıtratların asil debdebesiydi, üzgünüm, özendim.
Uzun zamandı…
Peki ya, saçımdan topuğuma yoklayan ölüm siz değil miydiniz ?
Afedersiniz…
Ben sizi üşüyorum. Elleriniz cebinizde ya hani, merakındayım, siz, rüzgarın yari misiniz?
Gözlerimi bağladı ne çok tebdil-i suretiniz.
Gittiniz sonra… Ve lakin '‘özleyerek dönmek için’’ dediniz.
Siz en çok (t)uzaktan (g)özlemeyi mi bilirsiniz?
Yine aşka bağlanmak üzre dilimi çözün!
Heveslerimden tutun kaldırın beni, nasıl olsa düşünce/sizim…
Ah efendim bir bilseniz, içimde ne çok değer/sizsiniz!
Yağmur bahane, melekler sizin nazarınıza malik olmaya iniyor kente.
Yan/sızım…
Heybemde kaybedeceğim hiç birşey’sizliğimle , çıplak ayak dolanıyorum mikâtınızda.
Aşkın vahyinde hicretinize geldim…
“Ölümlerden ölüm beğen benim için;
sana en fiyakalı yenilgimi sakladım”

Gece soğuk
Hüzün karası her yan,
Sadece iki kişiyi üşüten rüzgarlar icat etmiş üçüncü kişiler
ve bir kuş, minicik elleri ile camı tıklıyor
Pencere kenarında üşüyenlerin en güzeli
“Al beni”, “al içeri” diyor.
Üzerimde bir Alihanlık hali,
Küçüğüm
Bir sincap kadar küçük…
Bu deniz köpürdü de duruldu şimdi,
Rıhtımı döven her dalga giderken ruhumu da götürüyor,
İşte bu şarkı, işte şu kulağımızda çınlayan
“Yağmur toprağa düşer…”
Ben hiç mutlu olunca şiir yazmadım ki,
Taşlar yazdı ne yazdıysa
Şimdi bu sevdalı başı kabul edecek kaç yastık var ki?
Zümrüd-ü anka kuşu giderken kafdağına
Biri sana, biri bana.
Bir gözyaşı kaç yüzgörümlüğü eder?
Sen gülümsemeyince,
İnce ince kar yağar bu şehre…
Bir palmiye altında gölgelenecek kadar
Kentimden uzaktayım
Kendimden demedim farkındaysan,
Bir harf değil fark
Bir can artı iki nokta
Bir yer ayırt bana eyüp, mezarlık yokuşunda
Geleceğim.
Salacakta kalbim denize düştü
Bu kaçıncı şemsiye açmayışın yağmurda,
Kız kulesi de üşür mü? deme,
Ya sen olmayınca…
O yoldan her gün iki kez geçeceğim
Her adımda şükrümü tazeleyeceğim,
Mor bir bakıştayım muttasıl,
Sana melekleri kızdırmadan geleceğim,
Bu aralar çok “tuhaf”ım sorma
Deli deseler de adıma,
İçim kıpır kıpır umrumda mı dünya
“Tevafuk” işte hadi yine aynı anda;
“Seni Seviyorum”
SAİD ERCAN
geceydi… bir düşe düşmek bu kadar mı zor efsa’ ,
ve bir ölüm bu kadar mı düş?

Nakarat nakarat yalnızlığımdan seni besteledim, ah bu tını beni öldürmüyor da efsa’!
İstanbul’dan önce ben ağladım sabahında… Sözlerim kan çanağı, hüznüme ekmek doğrama! Dün gece üşüdüm de çok, kuşlar mı söyledi efsa’? Kalbimiz vardı evet titreyince bil(diril)dik… Sızlanmak de neymiş, eyvah eyvah öldük mü yoksa? Topuğumuzdan çekilen narin can değil de ne? Seni yaşatmak için çareyse, biz mi ölseydik? Söyle, neye yarardı ki, son soluğunu yutmuşa? Bir can kaç soluk ederdi gözlerimizin yamasına? Soldu dilimin gülü efsa'. Su; bir kursak geçimi su, acı(mı) yedirildik!
Bir mum yaktım geceye… Üfle(me)!
Hişşş… sen ses etme , melekler sus kesiliyor iki dudak arası emrine. İncinmesin gönlünün nazı, ben yüzdürürüm kağıt gemileri bileklerinde. Bir sarışın geceydi ağlay(t)ışların, esmer kaldı göğ(s)ümde…
Ve efsa…
Ve masum …
Ve ahh…
Saçların niçin vardı ki senin ve gözlerin! Kimseler bilsin işte, senle diye ölümü de özlerim! Eyy seni, en seni ben de sevdim. Bir tebâreke saldım ardına, işittin mi huri güzelim? Ah efsa ahh… Şimdi uzanmışsın boylu boyunca bir mezar taşı keyfinde misin..?
Özlemek de var mı cennette, öyleyse en çok beni……………….
…
Sus/tum… Bildi ki arz niçin susulacaklar. Adınla gelen baş göz üstüne efsa’, yok mu o diyardan bir haber yangın sineye? Eyvallah olsun kahrına, narına, sitemine. Dudak bükersem Azrail’e hak ola(yd)ım senden önce! Bir mum, bir de su, dile gel hangisine meyledeyim? Önce yak , önce ver ateşe külümü, ki hiçliğim bileyim. Allah’tan korktum efsa’, adında! Adımla korkma , yol dediğin eni boyu sen. Sen ki; hasret, sen ki; vuslata kasem! Doldurma çilemi efsa’, hükmündeysem.
Ört üstünü hadi, üşüyecek rahmindeki…
Tek kişilik masalarda bizden öteye kurul. Az beni dinlen, Firdevs yamacında yorulmadın mı zevkten? Bil ki burada iki adımda bir sen, on üç adım dört duvar mahsen! Son göçün müydü ki efsa’ yetişemedik kanadına! Pencerelerini sıkı kapama gök kubbenin, fısıltın varmıyor kıyılarıma. Seni hala seviyorsam yaşamadığımdandır efsa’. Bilirim ki sen haz etmezsin dirilerden, bu yüzden efsa’, işte bu yüzden önce öldüm! Seni seçtiler , çünkü sen kuldan da öteydin. ‘Sen biraz az bekle’ dedin, az/dım en çok bekledim . Bir kelam et efsa’ önümdekilere, çıktı canım beklemeden geçeyim!
Ve efsa’ ve mum ve kevser suyu gözlerin. Söyle hangi peygamber duasısın sen ? Kimler azarladı seni uykunda? Sabahına ağlama efsa’, melekler içleniyor.
Bildi(rildi)m şimdi efsa, aşk değiyor ömre sadece, el/değmiyor!
Seni gönle kondurana kurban olayım ki üç yeminin sonunda da sen! Ve aşktan gelmesin ki üç kitabın izninde esamen! Ahh bu kadar aşk olmayasıca..Merhametsiz değildi billur suretine nazar eden ilk melek… Seni benden çok sevdi !
Olmuyor efsa’ olmuyor, sana ten boyu dokunulmuyor! Kefeni libasın öylesi hoş durmuş ki çocuksu endamında… Bari ekşit suratını, yine takılmasın ölümün hevesi suretine...Sahi, gözlerinin değdiği yerde görünmeyen mi var ki dalgınsın pencere kenarında… Gözlerime saçlarını sür efsa’, bakıpta gör(e)miyorum! Sesleri geliyor oysa… Üç melek efsa’; su, sürme, ölüm kundağı… Elalığını sürülen sonsuzluk mu ki baktıkça d/üşüyorum. Topuğuna adımı yazdım, sağlam bas yere! Sığıntınım kucağında, eteğinle dualar mısın sabiliğimi efsa’?
Hani öldüm desem… Hani özledim de bil… Salınsa sesim gecene annen’ce, gel(e)mez misin?
Üç güne kadarmış hasret efsa’m üç gün kadar............
az biraz bekle... eşikte cana sulanan melek değil mi, kıyamet dediğin?
Hadi! Ayart Azrail’i seni özledim!
züleyha çay // bir ^^denizkızı^^
yıkık kentlerin hayalleri devrik olur henna’..
al bu düş’ü gecenin bağrından as !
yeni bir cümlede dirilmenin adıyla; hudâ’nın, leylü nehârın, ve ayn’nın hatrına, aşk-u libasını yırt kefeninden!
Kubur civarı gelenler var isra’na doğru…
Ah ömrümün başını yiyenim, ah mütemadi isyanım..
size secdegâhımdan yatacak yerim yok yarın! Anne, anne beni keşke doğurma! Güneşin ne haddine ki , billur suretinle aşık atmakta henna’. Bana doğduğuna bed nazar eyleme.. Seni sevecek kadar sana kıyamayışımdan bu kinim. Hıncımın köküne kibrit çak ! Ya ölüm kadar susma, ya da ölümüne sus(a) henna’! Gecelerimi ağladığını duyurtma nolursun.. yapma henna’! topla dem’ini, kapa perde aralığını, sokağa taşıyor atf-ı beyan’nın.. onlar bilmez , içimde beş paradan kıymetli ah’ın!
Kirpiğin yaslı, yine beni mi ağladın?
Bana değmez henna’, bana değmezken ağla. Gözünden düşen ıslaklığın iştialime dalaşıyor.. Edebi yok bu hüznün, arsız ayağıma dolaşıyor.. Var git , h/içimi didikleme henna’! benden sana yaş çıkmaz sitem etme, için için içime çiselenenken sen.. çek sularını uykularımın çetrefilli sapalarından! böylesi katlin neresi mübah henna ‘ , sebep olduğun sabi’yi boğuyorsun!
Çıkar/sızım, beni kendime ibtila kılma.. adım başı hakkı, beşâret tütsüsü gezdirilen gecelerime aittir berî isyanın , iğfal edilemez ifrîtlerce, haşiye düş şehr-i yar’in kıyımına.. benim suçumsun, alınmasın kimse üstüne.. Sana ç/ağlamalarımdan bu yana , yalnızlığımın namusuna göz dikti aşk!
Bir elimde nar, öte avuçta sözlerin.. Dile yanmak aşka körük, tut günahımı çıkar cehenneminden…
suçluluğundan güçlü ol hadi, yakışır sana!
Aşka na-şinas olan ne bilsin söz hakkı nedir.. Sen üstüne alınma ..
Öyleyse dilince aminle aşkı, baksana melekler dualarca hamağını sallıyor yazgımızın.. sendele ve düş yamacıma! Ah ne çok yanmışsın henna’, en çok yandığımmışsın!
Topla perçemini, gece terledi…
İçinden çıkılmıyor.. benim neyim’im henna’?
Bana yine bir masal anlat, senden başlayan..
Yine seni sevmek için, gerdanıma akışına bedel, tut canımı çıkar henna’ !
Allah’a ısmarladım seni henna’,
Allah’a ısmarlanma!
( seni öle öle özledim, sakın gelme)
ve yeniden aşk/la!
…
bir nesir daha eklensin Kenan ilinin zulmeti nikab bilmiş gecelerine!
Ya hun!
Ak’a hiç leke düşürmemekti masumluk .. biz Havva’dan bu yana masum değiliz! Bürü üstüne toprağı Adem , aşk çıplak!
İbtilayken g/özün en hüsna nisalara, görmedin(mi), duymadın (mı) firdevs de adı Rahman’a aşk yazılanı, aşk ne ola ki bilmedin madem, şimdi tekrarla hadi;
‘’ eşhedü , aşk ziyan(ın) ! ‘’
teşvik ettik seni defahatle tövbe ağacından rızıklanmaya, ikramımıza red buyurdu enaniyetin. Bildik ki sen niyetliymişsin cennetten sürülmeye.. öyleyse ‘ hoş geldin kabil ’ kardeş canı dökmeye!
Görücüye çıkardık da dilimizi beğenmedin, oysa haklıydık terazinin öte kefesine kurulan sen olunca! Biz aşka hiç şirk koşmadık Yusuf! çıldırarak kıskan , biz kadar kıymetli değil işte kurban ettiğin!
Kuyumu kazarken tırnağıma bulaşan necistin, özür saydım, abdest bozacak kadar bile değilsin!
Uyan Yusuf , vakti değil kaylulelerin!
Kalk ve hükmet geçmiş gelecek isyanıma, ben ki rüzgarın öz kızıyım, güzüme erişemezsin! Titremiyor kirpiğim kasırga niyetine çeyrek solukla üflenen nefesinden.. kaybedeceğim yokluklardan yana asiyken benlik, işittim ki kalemin karşısına başın doğrultup dikilmişsin. Sür saltanatını Yusuf, şanı imtihan olanın sol kesesine mahfi gizler iliştirirken sahibi, haddimi bildim! Seni sana tükürmem ki sen senden razı değilsin!
Otur yamacıma hadi, dilini keselim…
Bak!
Nasibinden nasılda siliniyor uluorta kitabetin.. bilirim bu yüzden hayali halavetine sus eledin. Geceye neşter kesikleri atacak kadar konuş yusuf! siretinin kuyu karanlığı cenin soğukluğunda boşluk, ne ele geliyorsun ne de yaralayıcısın artık! Yalancı zaferlerin beşiğini salla şimdi kıyamet ninnileriyle, altına kaçırdı aldanışların!
kim/lik/siz
DEHLİZLER